02:00
05 Eylül 2026 Cumartesi
Siyaset dediğimiz şey böyle olmamalı.!
Bir insanın fikri değişebilir.
Bir dava ile yollarını ayırabilir.
Hatta yıllarca yanında yürüdüğü insanlarla bile yol ayrımına düşebilir.
Buna kimse bir şey diyemez.
Çünkü siyaset; makam değil, fikir meselesidir.
Duruş meselesidir.
İlke meselesidir.
Ama mesele; bugün başka, yarın bambaşka konuşmaksa; Milletin oyunu basamak yapıp, sonra o iradeyi hiçe saymaksa. İşte orada ne fikir kalır, ne dava, ne de omurga.
Bugün ülkemizde ne yazık ki sadece tek bir yerde değil; neredeyse tüm siyasi partilerde benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.
A Partisi’nden B Partisi’ne,
B Partisi’nden C Partisi’ne…
Hatta farklı zamanlarda farklı yönlere savrulan siyasetçiler görüyoruz.
Bu durum, sadece bir parti meselesi değil;
genel anlamda siyasetin tamamında güven duygusunu zedeleyen bir tabloya dönüşmüş durumda.
Seçmen bir irade ortaya koyuyor.
Oy veriyor.
Güveniyor.
Temsil yetkisi veriyor.
Ama sonra görüyoruz ki bu emanet, kişisel tercihlere göre bir yerden bir yere taşınabiliyor. İşte burada sorun fikir değişmesi değil; emanetin yön değiştirmesidir.
Elbette herkesin bir siyasi görüşü olabilir, zamanla değişebilir. Ama bu değişim, seçmenin iradesini yok saymadan, onurlu bir şekilde, istifa ederek ve hesabını vererek olmalıdır.
Çünkü siyasetin özü güvendir. Güvenin olmadığı yerde ise ne dava kalır ne de temsil.
Bu nedenle mesele kişi ya da parti değil;
mesele, siyasetin kendi ahlaki zeminidir.
Merhum Süleyman Demirel yıllar önce aslında çok net bir şekilde özetlemiştir:
“İt bizim eve doğru havlıyordu, o ite yemek verip kendi evimize alınca, bu sefer karşı eve doğru havlamaya başladı.”
Söz ağırdır…
Ama bazı gerçekler zaten ağırdır.
Elif gibi dim dik olmalıyız, dim dik yaşamalıyız ve günü geldiğinde dim dik ölmeliyiz.