02:00
Bu makaleyi 11 Eylül 2026 Cuma aklsmı, Hollan’da da kaleme aldım.
Hollanda’ya gelince insan bazı şeylere şaşırıyor.
Belediyeye gideceksiniz.
Randevu alıyorsunuz.
Saat 10.20.
10.15’te oradasınız.
Bekliyorsunuz.
10.20’de ekranda numaranız yanıyor.
İçeri giriyorsunuz.
Memur evraklara bakıyor.
Bir tanesi eksik.
“Bunu sonra getirsem?”
Olmaz.
“Mailden atsam?”
Olmaz.
“Abi bir kolaylık…”
Abi yok.
Müdürü tanıyan da yok.
Zaten müdürün kim olduğunu bilen de yok.
Çıkıyorsunuz.
Yeni randevu alıyorsunuz.
Sinir bozucu mu?
Bazen fazlasıyla.
Ama adamlar sistemi öyle kurmuş ki işiniz memurun sizi sevip sevmemesine pek bağlı değil.
Bizdeyse sistem başka türlü çalışır.
Evrak eksik.
Memur bakar.
Siz memura bakarsınız.
Arada birkaç saniyelik sessizlik olur.
Sonra insanın içindeki bin yıllık Anadolu yazılımı devreye girer:
“Bunun başka bir yolu yok mu?”
Vardır.
Mutlaka vardır.
Olmazsa birini tanıyan biri vardır.
O da olmazsa…
Mehmet Abi vardır.
• • •
Hollandalının sistemi var.
Bizim Mehmet Abi.
Mehmet Abi’nin resmi bir görevi yoktur.
Organizasyon şemasında bulunmaz.
Kurumun internet sitesinde telefon numarası yazmaz.
Ama nedense herkesi tanır.
“Sen git, benim adımı ver.”
der.
Ve inanılmaz biçimde…
İş çözülür.
Biz buna pratik zekâ diyoruz.
Hollandalı buna muhtemelen sistem arızası der.
İkimiz de biraz haklıyız.
• • •
Okulda da durum farklı değil.
Hollanda’da çocuğun üç ay sonraki tatili belli.
Öğretmen görüşmesi belli.
Etkinlik belli.
Saat belli.
Yer belli.
Uygulamadan mesaj geliyor.
Yetmiyor, hatırlatma geliyor.
Bir süre sonra insan düşünüyor:
“Çocuğu okula mı gönderdik, Schiphol’den uçağa mı bindireceğiz?”
Bizdeyse çok daha sosyal bir sistem vardır.
Veli WhatsApp grubu.
“Arkadaşlar yarın okul var mı?”
Birinci anne:
“Var diye biliyorum.”
İkinci anne:
“Yok canım, öğretmen söylemişti.”
Üçüncü anne:
“Benim oğlan var diyor.”
Dördüncü anne:
“Benimki de yok diyor.”
Beşinci anne meseleyi devlet ciddiyetiyle ele alır:
“Ben şimdi hocaya yazıyorum.”
Ve eğitim sistemimiz yeniden çalışmaya başlar.
• • •
Trafikte Hollandalı daha da tuhaf.
İnsana pek güvenmiyor.
Bisiklet yolu yapmış.
Bisikletliye ayrı ışık koymuş.
Kavşağı ona göre düzenlemiş.
Otomobil hızlı girmesin diye yolu daraltmış.
Kasis yapmış.
Çizgi çekmiş.
Tabela koymuş.
Adam adeta sürücüye yalvarıyor:
“Sen düşünme kardeşim, ben senin yerine düşündüm.”
Çünkü sistemin temelinde basit bir kabul var:
İnsan hata yapar.
Biz insanımıza daha çok güveniyoruz.
Viraj tehlikeli mi?
Tabela:
DİKKAT.
Yol bozuk mu?
DİKKAT.
Yaya çıkabilir mi?
DİKKAT.
Çukur mu var?
Bazen tabela bile yok.
Onu da tecrübe ederek öğreniyorsun.
Bizde sistem sürücüyü korumaktan çok karakterini geliştiriyor.
Eve sağ salim vardıysan…
Artık daha tecrübeli bir insansın.
• • •
Randevu meselesi ise Hollanda’nın ayrı bir tutkusu.
Doktor?
Randevu.
Belediye?
Randevu.
Servis?
Randevu.
Okul?
Randevu.
Saçını kestireceksin…
Randevu.
Bir noktadan sonra insan “Komşuya kahveye gitmeden önce de online rezervasyon mu yapacağız?” diye düşünüyor.
Üstelik sistem her zaman hızlı da değil.
Bazen iki dakikalık iş için günlerce beklersiniz.
Ararsınız.
Başka numara verirler.
Onu ararsınız.
İnternet sitesine yönlendirirler.
Site size tekrar telefon numarasını verir.
İşte o an Hollanda’ya tamamen alışmışsınızdır.
Çünkü sonunda şunu anlarsınız:
Sistem varsa, sistemin saçmalığı da vardır.
Fakat önemli bir fark var.
Çoğu zaman o saçmalığın bile bir prosedürü vardır.
• • •
Bizim büyük yeteneğimiz başka.
Kriz.
Bir şey ters gitsin…
Biz canlanıyoruz.
Malzeme gelmedi.
Hallederiz.
Adam gelmedi.
Hallederiz.
Program değişti.
Hallederiz.
Son gün evrak eksik çıktı.
Onu da hallederiz.
Bazen gerçekten hayranlık uyandıracak hızda çözüm üretiriz.
Hollandalı üç gün toplantısını yapar.
Türk üç telefon açar.
İş biter.
Bu küçümsenecek bir yetenek değil.
Tam tersine, müthiş bir uyum kabiliyeti.
Ama insan Hollanda’da yaşayınca ister istemez şu soruyu soruyor:
Biz neden bu kadar çok şeyi halletmek zorunda kalıyoruz?
• • •
Belki sorun tam burada.
Biz problemi çözmeyi başarı sayıyoruz.
Onlar problemin mümkünse hiç oluşmamasını.
Biz iyi ustayla sistemi ayakta tutuyoruz.
Onlar kötü ustanın bile büyük hata yapmasını zorlaştıracak sistem kurmaya çalışıyor.
Bir mühendis olarak bana en ilginç gelen tarafı da bu.
Mühendislikte iyi tasarım, kullanıcının her seferinde doğru karar vereceğini varsaymaz.
İnsan hata yapacaktır.
Malzeme gecikecektir.
Birisi unutacaktır.
Bir şey bozulacaktır.
İyi sistem bunu hesaba katar.
Bizde ise sistemin yedeği bazen başka bir sistem değildir.
İnsandır.
Usta.
Memur.
Tanıdık.
Dayıoğlu.
WhatsApp grubu.
Ve tabii ki…
Mehmet Abi.
• • •
Hollanda’dan öğreneceğimiz şey belki daha çok kural koymak değil.
Bizde zaten kural az değil.
Mesele, kurala gerek kalmadan iş çözen adamlarla övünmek yerine, o adama neden sürekli ihtiyaç duyduğumuzu sormak.
Öte yandan Hollandalının da bizden öğreneceği bir şey var.
Çünkü onların sistemi bir gün gerçekten çökerse…
İlk yarım saat toplantı yaparlar.
Bizimki çökerse çayı söyleriz.
“Kim tanıyor bu işi bilen birini?”
deriz.
On dakika sonra Mehmet Abi gelir.
• • •
O yüzden Mehmet Abi’yi kaybetmeyelim.
Lazım olur.
Ama artık memleketi de Mehmet Abi’ye emanet etmeyelim.
Çünkü “hallederiz” güzel bir yetenek.
Ama bir ülkenin sistemi…
“İnşallah Mehmet Abi halleder” diye kurulmaz.

KANDIRA’DA ÖLÜMDEN DÖNÜŞ!
