02:00
Muhabir: Mehmet Rıza TAŞDÖVEN
Kocaeli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Şube Müdürü Sema Taşdemir Yıldız, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında Radyo Ki’de yayınlanan “Güne Bakış” programına konuk oldu. Şube Müdürü Sema Taşdemir Yıldız, otizmin bir hastalık değil, geniş bir yelpazeyi kapsayan nörolojik bir farklılık olduğunu belirterek toplumsal kabul ve erken tanının hayati önemine dikkat çekti.
Otizme yönelik yerleşik algıların ötesine geçen bir perspektif sunarak söze başlayan Şube Müdürü Taşdemir Yıldız, otizmin tıbbi bir “hastalık” olarak görülmemesi gerektiğini, aksine bunun bir yaşam biçimi ve kendine has bir nörolojik yapı olduğunu hatırlattı. Yaygın kanının aksine otizmi tek bir renkle değil, bir gökkuşağıyla özdeşleştiren Taşdemir Yıldız, otizm spektrumunun, her bireyin kendine has potansiyelini ve mücadelesini içinde barındıran çok katmanlı bir yapıya sahip olduğuna dikkat çekti.

Toplumdaki temel sorunun otizme dair bilgi eksikliği olduğuna değinen Şube Müdürü Taşdemir Yıldız, dışarıdan bakıldığında fiziksel bir belirti göstermeyen bu durumun, sosyal mecralarda sıklıkla “saygısızlık” veya “şımarıklık” gibi haksız ve incitici etiketlerle karşılandığına dikkat çekti. Otizm tanısı konulma oranlarındaki çarpıcı yükselişe de vurgu yapan Taşdemir Yıldız, 2008 yılında her 88 çocuktan birinde görülen bu tablonun, günümüzde her 31 çocuktan bire kadar ulaştığını belirtti. Taşdemir Yıldız, bu istatistiksel artışın ardında yalnızca gelişen farkındalık ve tanı yöntemlerinin değil, yükselen ebeveyn yaşı ve erken çocukluk dönemindeki yoğun ekrana maruz kalma gibi modern yaşam faktörlerinin de etkili olduğunu ifade etti. Öte yandan, popüler kültürün etkisiyle zihinlere kazınan “dahi otizmli” imajının madalyonun sadece çok küçük bir yüzünü temsil ettiğini hatırlatan Taşdemir Yıldız, bu tür vakaların gerçekte yüzde 1’den bile az olduğunun altını çizdi. Taşdemir Yıldız, asıl önceliğin gerçeklikten uzak beklentiler içine girmek değil, her çocuğu bulunduğu noktadan kavrayarak toplumsal hayata en sağlıklı ve bağımsız şekilde entegre etmek olması gerektiğini kararlılıkla vurguladı.
Eğitim sürecinde erken tanının hayati önemine değinen Şube Müdürü Taşdemir Yıldız, özellikle ilk 3 yaşın beyin gelişimi için telafisi olmayan kritik bir dönemeç olduğunu belirtti. Taşdemir Yıldız, ailelerin, çocuktaki farklılıkları kabullenmek yerine çeşitli savunma mekanizmaları geliştirerek tanı ve tedavi sürecini ötelemesinin, çocuğun geleceğinden çalmak anlamına geldiği uyarısında bulundu. Okullarda kronikleşen akran zorbalığı meselesine de değinen Taşdemir Yıldız, yalnızca çocukların değil, yetişkinlerin de zihniyet dönüşümü yaşaması gerektiğini ifade etti. Veliler arasında yaygın olan “otizmli çocuk benim çocuğumun sınıfında olmasın” şeklindeki dışlayıcı algının bir an önce yıkılması gerektiğini vurgulayan Taşdemir Yıldız, gerçek anlamda kapsayıcı bir eğitim modelinin, ancak toplumun her kesiminin bu bireyleri koşulsuz kabul etmesiyle mümkün olabileceğini hatırlattı.

Otizmli bireylerin sosyal hayata tam katılımı için somut adımlar atılması gerektiğini ifade eden Şube Müdürü Taşdemir Yıldız, işletme sahiplerinin ses ve ışık yoğunluğunu hassasiyetle düzenleyebileceğini, işverenlerin ise bireylerin özgün yeteneklerine uygun istihdam alanları yaratarak onları ekonomik yaşamın parçası haline getirebileceğini belirtti. Toplumun en temel sorumluluğunun “derin bir empati” kurmak olduğunu vurgulayan Taşdemir Yıldız, sokakta veya toplu taşımada atak geçiren bir otizmli birey görüldüğünde takınılması gereken tavra dair hayati uyarılarda bulundu. Bu anlarda yargılayıcı bakışlardan kaçınılması, zamansız nasihatlerden uzak durulması ve aileye yalnızca “nefes alabileceği bir alan” tanınması gerektiğini hatırlattı. Taşdemir Yıldız, ailelerin yüreğini kavuran “Benden sonra ne olacak?” kaygısının, ancak ve ancak toplumun her bir ferdi tarafından inşa edilecek güçlü bir kabul ve sahiplenme kültürüyle aşılabileceğini ifade etti.
Her bireyin otizm konusunda üstlenebileceği bir sorumluluk olduğunu belirten Şube Müdürü Sema Taşdemir Yıldız, önyargılardan arınmanın ve kendini geliştirmenin önemine dikkat çekerek hiçbir şey yapılamasa dahi otizmli bireyleri oldukları gibi kabul edip onlarla yaşamak için bir adım atılmasının hayati olduğunu hatırlatarak sözlerini noktaladı.

Başbuğlar Ölmez!
